Bir York test ve diyetinin hikayesi
York test nedir? Her gıda proteinden oluşmaktadır aslında. Sindirim sistemimiz bu proteinleri parçalayarak bağırsaklardan emilebilir aminoasitlere dönüştürmektedir. Ancak bazen, bazı bünyelerde bu parçalanma işlemi yapılamaz ve bu proteinler kana bir bütün olarak karışır. Bedenin tanımadığı maddeler olarak algılanırlar. Asıl savaş işte şimdi başlar. Yabancı madde muamelesi gören bu proteinleri zararsız hale getirmek için savunma mekanizması antikor hücre üretimini artırır. Fazla mesai yapan bedenimiz de rutin işlerini yerine getiremez olur. Biraz dramatik oldu ama benim gıda intoleransı denen şeyden anladığım budur. Sürekli olarak antikor üretip savaş durumunda alarmda kalan hücrelerimiz de bir süre sonra her şeye aynı tepkiyi vermeye başlar. Bu nedenledir ki önüne geçilememiş bu hassasiyetlerin sayısı hızla artar, tıpkı bende olduğu gibi.
Testi yaptırmak çok kolay. Nerede olursanız olun, kargoyla bir kit geliyor elinize, talimatları izleyerek kan örneğinizi kendiniz alıp, kargoyla geri yollayabiliyorsunuz. Kan örneği almak da çok kolay, lisede bile biyoloji dersinde kan grubumuza kendimiz bakmış, parmacıklarımızı delmiştik. Aynen öyle parmaktan azıcık kan almak yetiyor.
Asıl zorluk test sonuçları gelince başlıyor. Kanda yükselen antikor değerlerine bakarak belirleniyor sonuçlar. Her gıdanın proteinine verilen tepki ölçülüyor ve derecelendiriliyor. Bazı gıdalara karşı hassasiyet kesin olarak tanımlanırken, bazı gıdalar risk sınıfında değerlendiriliyor ve tüketiminin mümkünse azaltılması öneriliyor. Kırmızı gıdalar yasak, sarı gıdalar azaltılsa iyi olur, yeşiller ise pek tabi ki serbest. Kırmızı gıdalar yarattıkları etkiye bağlı olarak da 1 den 4 e kadar dereceleniyor.
İşte benim test sonucum.
Kırmızı: Çavda, glüten, yulaf (buğday ve arpa da glütenden dolayı bu sınıfta yer alıyor); İnek sütü; Havuç; Ananas; Kaju; Susam, Maya, Ayçiçeği çekirdeği
Sarı: Karabuğday, Mısır, Akdarı, Pirinç; Yumurta sarısı; Somon/Alabalık; Mantar, ıspanak; Kivi, kavunlar, zeytin; Acı biber; Kola cevizi.
İlk bakışta zor görünmüyor olabilir, ancak dışarıdaki tüm yemekler Ayçiçek yağıyla yapılıyor. Tereyağı yok, hatta zeytin ve yağı mümkünse az tüketilsin dendiğinde zorluk başlıyor. Bir diğer sorun da tahıl grubu. Güvenli tüketebileceğim bir tahıl grubu yok. Pirinç ve mısırı az tüketmem gerekiyor. Diğer zorluk da bu oldu.
Günün en zor öğünü kahvaltı. Glütensiz undan ekmek yapmayı başaramadım bir türlü. Maya da yasak olunca, kabartma tozu ve ekmek sodasıyla ekmek yapmayı başaramadım. Kete benzeri, merdaneyle açılan hamurlardan kahvaltılık yaptım bir dönem, keçi sütünü limonla kestirip yaptığım peynirimsi de idare etti bizi bir süre.
Evde yemek yapmak kolay. Fındık yağıyla gayet güzel oldu yemek ve salatalar, zeytinyağılar da havuçsuz pişti. Makarnam mısırdan üretilmiş glütensiz makarna. Pilavlar arpa şehriyesiz.
Asıl mesele tatile gittiğimizde neler olacağıydı. Neyse ki Hindistan ve Nepal pirinç tüketiminin ağırlıklı olduğu ülkeler. Hiç zorlanmadım istediğim gibi beslenme konusunda. Ayçiçek yağı olmadığı varsayımıyla yedim yemekleri. Un çok kullanılan bir şey değil, bizdeki gibi yemeğe, çorbaya katık olsun diye de eklenmiyor. Pirinç ana karbonhidrat tüm yemeklerde. Yurtdışındayken, diyetimde özellikle glütene sadık kalmaya karar vermiştim. Ama genel olarak çiğnemedim yasakları. Kahvaltımda gelen erimiş peyniri, tobleronlarımdaki sütü ve yak peynirini saymazsak tabi ki. Sarı gıdaları her gün tükettim ama. Özellikle pirinç ve yumurta. Özellikle Nepal’de farklı bir yemek düzenimiz oldu. Benim kahvaltım: Sabah çift taraflı kızarmış iki yumurta, patates sote (soğan, sebze ve köriyle kavrulmuş haşlanmış patates) ve kahve. Sonra belki gün içinde birkaç muz. Akşam 4-5 gibi de akşam yemeği. Bazen etli, sezbeli, patates kızartmalı, bazen de Güney Hint mutfağından, uttapam veya sebzeli pilav.
Günde iki öğün yemenin, acıkınca yemek yemenin, yemeği fazla kaçırmamış olmamın verdiği hafifliği şimdi anlıyorum sanırım.
6 ay sonraki sonuç: 12 kg verdim, kalori hesabı yapmadan. Gaz şikayetlerim tümüyle sona erdi, bağırsaklarım düzene girdi, kabızlığım sona erdi. Karnım şişmez oldu, çok eskiden olduğu gibi dümdüz oldu. Yüzümde egzamalar güneşe maruz kalmış olmama rağmen oluşmadı. Romatizmal ağrılarımın nerdeyse tümüyle kesildi. Ruhsal olarak bile daha iyi hissettim kendimi. Kolesterolümü ölçtüremedim ama 3,5 ay sonunda yaptırdığım tahlilde SGK’nın ilaç ödemeyeceği düzeylere gerilemişti zaten. Yıllardır ilaç kullanmadan bu seviyeleri görememiştim.
Peki şimdi: 3 haftadır bozmuş bulunuyorum diyeti. Şişlik, hazımsızlık, gaz, kabızlık geri geldi. Egzamalarım belirdi, geçti diye sevindiğim omzum ağrımaya, ellerim sabahları katılaşmaya başladı. Yani sil baştan, başa geldik. Kilo almaya bile başlamış olabilirim.
Ne olacak peki? Yıllardır doktor doktor, sayısı durdukça artan sağlık emarelerime çare aradım. Yakınımdakiler “Ama sen de çok araştırıyorsun o yüzden çıkıyor bunlar, biz de baktırsak neler çıkacak.” deyip durdular. Ama ben 34 yaşında tüm bunların benim paranoyam olmayıp tek bir kaynaktan beslenebileceğini keşfediyorum. Azalan kemik yoğunluğu, hormonal sorunlar, alerjiler, sindirim sorunları, yükselmiş tiroit antikoru, ne yaparsam yapayım azalmayıp gram gram artan kilolar, bitmeyen ruhsal iniş-çıkışlar ve “Dur bir dakika, bu normal değil” dedirten romatizmal ağrılar. Senelerce kimisine bir daha gitmediğim, kimini de çok sevdiğim doktorlarım oldu ama hiç biri şüphe etmedi bu durumdan. Ama ben tüm benliğimle hissediyorum sorunun glüten olduğunu. 3 ay kadar glütenle beslenmeye devam edip, bu gıdaya karşı alerjim var mı diye baktıracağım. Çölyak hastalığı yukarıda saydığım sorunların tümünü içine alıyor. Sorunumun kaynağının ne olduğunu kesin olarak bilmek için de bu testi yaptırmam gerekiyor.
Çölyak tanısı olsa da olmasa da biliyorum ki glutensiz beslenme bana çok iyi geldi. Belki inek sütü ve maya tüketmeyişim de etkili iyi hissetmemde. Bunu zaman ve denemeler gösterecek.
Pek çok sağlık sorununda psikolojik deyip çıkılıyor işin içinden. Doğruların mutlak olduğuna olan inançtan da aynı diyet reçeteleri herkese öneriliyor. Ben artık gülüyorum bunlara. Günde sekiz öğün yemek yemek, mutlaka süt ve süt grubu tüketmek, her öğünde tahıl yemek, az pirinç, az patates, az yağ, az yumurta benim için geçerli değil artık. Çok eskiden nasıl besleniyormuş insanlar, bunu anlamaya çalışıyorum ve bu tüketim çağında olabildiğince ilkel beslenmeyi hedefliyorum.
Test yaptırmadan ve hatta yaptırdıktan sonra çok tereddüt ettim. Ama şimdi ne iyi etmişim de bu testi yaptırmış ve tüm zorluklarına göğüs gerip diyeti uygulamışım diyorum. Kendini iyi hissetmenin, gerçek anlamda iyi hissetmenin ne demek olduğunu şimdi çok daha iyi anlıyorum.