Hep bildiğim ama nedense bir türlü uygulamada yerini bulmayan şeylerin farkına varmaya başlıyorum. 4 aydır plastik su şişesi satın almadım ve kullanmadım. Çok sevdiğim Nalgene mataramı da kullacağımdan şüpheliyim. Bundan uzun bir süre önce blogunu takip ettiğim Will Gadd yazmıştı tüm plastik mataralarını attığını. İçime sindirememiştim o zamanlar. Ama artık biliyorum ki hayatımıza kolayca giren o plastikler sadece tembelleştiriyor bizi.
Yıllar önce Metro marketten aldığım ama yanmımda pek taşımadığım Tema alışveriş torbalarımı çıkardım ortaya. minimum torba kullanmaya çalışıyorum.
Buna ihtiyacın var mı gerçekten diye soruyorum kendime. Bu plastik malzemenin ikamesi var mı diye soruyorum. 100 şeyden birinden vazgeçsem bile mutlu oluyorum.
İşyerinde kağıt plastik bardak kullanmıyorum artık. Bardağımı yıkamaya üşendiğim gerçeğini itiraf etmek bile zoruma gidiyor.
Etrafımız yapaylıkla bu kadar kuşatılmışken sessiz bir çığlık gibi görünebilir tüm bunlar. Elbetteki vazgeçemem tüm plastik malzemelerden. Üzerinde yoga yaptığım matım plastik, şu an tuşlarına bastığım klavye plastik.
Ama bu bireysel tüketimimi mümkün olduğunca azaltmak amacım.
Farkındayım. Farkında olmak üzüyor çoğunluk beni. Ama bunlarla doğmadı insanlık. Öyleyse tüm bunlara ihtiyacım yok….
İyice içime işleyen başka bir konu da GDO ‘lar. Paketine tıkılmış, hazır gıdalar vb. Konserveler boy boy. mümkün olsa da kendi yiyeceklerimi kendim yapsam. Yılmaz Özdilin yazısını okurken mutlu oldum bir yandan. Kendi kekimi yapma özenini gösterdiğim için. Mümkün olsa da annemin bir zamanlar yaptığı gibi yoğurdumu mayalasam. Mümkün olsa da tohumlarını ektiğim sebzeleri meyveleri toplasam. Toprak dolsa tırnaklarım, çatlasa ellerim topraktan…

Yerli tohumlarımıza sahip çıkalım. Emeğimizle yapabileceklerimize sahip çıkalım. Üzerimizdeki ağırlıktan kurtulalım… Daha az tüketelim…Karbon izimizi azaltalım….