Yırtıcı kuşlarla uçmak
İki gündür patlamamak için kazınıp duruyorum. Kazınmak dediğim de cesaret edip tepeye biraz daha yakınlaşmak. Sonucunu alıyorum da. Kalkıştan hemen sonra nedense hemen termiğe giremiyorum. Biraz dolandıktan sonra, bugün epey dolandım, bulduğum bir termikle yukarı çıktım.
Uzunca bekledik bugün take-off’ta. Kalkan take-off’un hizasını bulursa şanslıydı. Gökyüzü sirrus bulutlarıyla kaplıydı. O kadar ki bir ara gölgede kaldık. Tüm termikçi ve krosçular tepeye tünemiş bekledik. Sonra gökyüzündeki bulutlar dağılıverdi. Fena bir gün olmadı yine.
İki gündür Parahawking yapılıyor. Mısır akbabaları kullanılıyormuş. Öğrenme ve uyum sağlamaları diğer yırtıcılara oranla daha iyiymiş. Çirkin, güzel bir şey, çok büyük değil. Bembeyaz, kafatası küçücük, tüysüz; hemen boynundan sonra da, rüzgarda kirpi dikeni gibi dikilen tüylü.
İki gündür (3 etti sanırım iki gündürler:)) yırtıcılarla uçuyorum. Uçmak dediğimin şakası yok. 1-2 m altımdan, sağımdan, solumdan, kanadımın üstünden geçip duruyorlar. Termikte karşı karşıya geldiğimiz de oluyor. O kadar büyükler ki ürperiyorum. Daha önce de görüp emin olamamıştım ama bazı kanatları (sanırım aynı kanattı veya aynı renkti) taciz ediyorlar. Bugün çok net tanık oldum. Birlikte termik dönüyorduk, fıstık yeşili (Gin yeşili) kanat, hemen sol altımdaydı, kanadına konup durdu bir tanesi. Kondu uçtu döndü bir tur tekrar kondu. Buraların kralı benim der gibi.
Pek çok tür var aslında, ayırt edemiyorum. Çoğunun akbaba olduğunu söylüyorlar (vulture). Kartal ve şahin de var. Kanat yapıları çok farklı olan. Bazen 3 farklı kuşla aynı anda uçabiliyor insan. Nesilleri tehlike altında. Veteriner ilacı olarak da kullanılan Diclofenac (pek bir tanıdık geldi ismi) inek ve diğer hayvanların leşlerini yiyen akbabaları zehirleyerek ölümlerine yol açıyormuş. % 99 gibi bir tükenme orandan bahsediliyor. İnanılmaz.
İlaç ve plastik, buraların katili gibi. Doğanın kendi doğal sürecine dahil olamayanlar kendi hükümranlıklarını kuruyor. Bugün araçla tepeye çıkarken, yol kenarında çok çarpıcı bir “fotoğraf” gördüm (çekemediğime hayıflanacağım bir kare olacak sanırım bu). Yolun hemen altından dere geçiyor ve az ilerisinde bir köprü, köprünün üstünde kırmızlar içinde bir kadın, köprünün altında ise plastik yığınından bir örtü, şişeler, poşetler, bardaklar, yiyecek kapları, kağıtlar. Erimeyecekler ve eriyemecekler….
