Pazar akşamı Kayseri’de servisteyken kapı açıldı ve içeriye mis gibi yağmur sonrası toprak kokusu doldu. Geçtiğimiz yıl Yamaçparaşütü Dünya Şampiyonasında gümbür gümbür yağmur yağmış, yıldırımlar düşmüş, biz de uzun zamandır görmediğimiz o manzarayı izleyip toprağın kokusunu içimize çekmiştik. Bir an o yağmuru hatırladım.
Perşembe akşamından yola çıkmıştım Kayseri’ye. 7-13 Haziran tarihleri arasında Türkiye Şampiyonası vardı ve ben son gününde en azından orda olurum diye erken gittim. Uçmayı çok beklemiyordum cuma günü ancak ilk termiklerimi döndüm o gün. Akşam üstü tek başıma kalkışımı yaptığım ve termiklerimi kendi döndüğüm çok keyifli bir uçuş yaptım. İlk defa take-offun üzerinden geçtim.

Cumartesi ve pazar günleri ise termik eğitimine başladık. Cumartesi Kayseri manzarası eşliğinde teorik dersimizi dinledik ve termiklerin kopmaya başladığı saatleri bekledik. Artık tam tersine rüzgarın ani yön değiştirmesi, şiddetinin değişmesi gibi ipuçlarını bekleyecektik. Rüzgar şiddeti oldukça fazlaydı ve batıdan ileride büyük bir bulut yağmur indiriyordu. Bekledik ve o bulut üstümüzden yağarak geçti gitti. Hava biraz daha ısınınca tek tek kalkışlarımızı yaptık. Rüzgarın şiddetinden dolayı termikler dağılıyor çok da verimli bir hava sunmuyordu. Ancak Yiğit (Yıldırım)in bize söylediğine göre ekip olarak iyi iş çıkartmıştık.
Pazar günü hava beklenenden fazla gelişti ve pek çoğumuz uçamadı. Ben şakasını yaparken harnesime oturamadığım berbat bir uçuş yaptım. Tam 11 dakika beni yukarı çeken, bastıran, çalkalayan, sağ sola çeken termiklerle boğuştum. Tek istediğim bir an önce inmekti. Belim kopmak üzereydi ve artık öne o kadar abanmıştım ki harnesin kolonları taşıyordu beni. İniş alanı üzerinde kopmaya devam termikler de konforsuz ve kontrolü zor olan uçuşumu besbeter etmişti. Neyse ki sakinliğim düzgün bir iniş yapmama yardım etti. Ama harnesten çıktığımda hüngür hüngür ağladım. O kadar gerilmiştim ki havada, patladım yere inince. Tabi “sığamamak”, “oturamamak” fiillerinin de getirdiği bir sinir bozukluğu yok değil…
Toplamda 5 uçuş gerçekleştirdim. Cuma uçmayı çok beklemezken en güzel uçuşlarımı yapmışım meğer.
Eğitim verimli geçti. Pek çok şey öğrendim, taşlar daha bir yerli yerinde. Kendime, yapabildiklerime ve yapabileceklerime olan inancım ve sınırlarıma olan bilincim arttı. Bir de tabi harnesime oturamamışken beni sağ sola savuran, öne arkaya çeken bu havalar bundan sonra kolay kolay korkutmaz sanırım beni. Her bir uçuş ayrı bir deneyim. Her kalkış her iniş bir artı katıyor elbette ki.
Geçenlerde okuduğum bir şey çok hoşuma gitti ve bir kez daha dile getirmek istiyorum. “Alışkanlıklarınızdan kurtulun.” Bu sanıldığından da önemli bir durum aslında. İkinci inişimde ilk inişimin alışkanlığı ve uçuşun coşkusu ile iniş alanındaki rüzgarın aynı yönde oluğu varsayımı ile arka rüzgara indim. Neyse ki şiddeti çok değildi, normalden sert bir iniş yaptım, rüzgarın yön değiştirdiğini fark edemedim ve sabah beynime yazdığım kodla indim. Her uçuş, her hava, her iniş diğerlerinden farklıdır. Bu da kendime düştüğüm önemli bir not olsun.

Yarışma mı ne oldu. Askerden yeni gelen Yiğit Y Denizli XC university Open’dan sonra da esmeye devam etti. Sıralama, Yiğit Yıldırım, Tuncay Tahtakın, Hilmi İnce şeklinde. Takımlarda da Uçuşkulübü-Acıbadem ikinci oldu.