Hafta sonu Yiğit’i İstanbul’da bırakarak Bursa’ya Deniz’ime gittim. Kimseye haber vermemiştim geleceğimi, tam bir sürpriz yaptım. Sabah erken gelir diye de erken de kalkıp hazırlandım küçük hanımı bekledim. En sonunda “Anne arasana gelsinler artık” dedim. Beni gören ablam korktu korkmasına ama minik kızım yerlerde yuvarlana yuvarlana kahkahalarımıza eşlik etti. Kızımın deydeeeesi gelmişti.
Artık her şeyi anlıyor, söyleneni algılıyor ve yapıyor kızım. Bir şeyi yapmamasını sağlamamanın en iyi yolu yerine bırakalım onu, bana ver, ona götür demekten geçiyor. Getir-götür işlerine bayılıyoruz.

Evde her şey Deniz’e odaklı. Herkesin adı da Deniz bu arada. Annemle babam kızlarına attıkları golleri saymakla meşgul tabi bu arada. “Birtanem” diyen babam 0-1 yenikken, bana “Deniz yavrum gece üşürsen pencereyi kapat” diyen annem durumu anında 2-1 yapıyor. Torun sahibi olmak da böyle bir şeymiş demek ki.
“Hoh-hoh-hoh” görmeye ya da duymaya görsün kızım. Atların tıgıdık tıgıdık tepindiğinin taklidini yapıyoruz. Çılgına dönüyor kuçular, pisiler derken. Pazar günü de su kaplumbağası almışlar kızıma. Çılgına dönmüş göremedim o hallerini. Artık kaplumbağalarını beslemek görevi var Deniz’imin.
Notunu düşmeden geçemeyeceğim bir olay var ki yedi bitirdi beni. “Teyze gidecekmiş kızım” diyen ablamın kucağında baka kalmıştı kızım. Biz mutfakta hazırlıklar yaparken de elinde şortumla geldi “Ih” (al). Şaşkın şaşkın teşekkür ettim. Toparlanmalar devam ettiğimiz bir anda da bu sefer tişörtümle çıkageldi “Ih”. Üzerimde bir kez gördüğü bu kıyafetleri birazdan giyeceğimi kurmuş kafasında demek ki. Nasıl algıladıklarını algılamak inanılmaz bir şey bence. Nasıl bağ kurdukları, kendi düşünce sistematiklerini kurduklarının farkına vardığım o anlardan çok keyif alıyorum. En çok hayıflandığım konu da bu zaten. Arada sadece enstantaneler alabiliyorum hızla gelişen hayatından. Fiziken yanında olamadığım için çok ama üzgünüm gerçekten de. An be an geliştiğini görememek üzüyor beni. Ama seçimler yapıyoruz hayatta, sonuçlarını kestiremediğimiz. Yine de kızımın deydeeeeesiyim ben, yüzünü, sesini hiç unutmadığı, gördüğünde kucağına atladığı…Büyünce kaçıp geleceği anne yarısıyım ben…

Not: Eniştesi bizi kemiren bu iş hayatının gereklerini yerine getiriyordu hafta sonu. Gelişmek için, dinlenmesi gereken zamandan ödün verip eğitime gitti.
Eeee gelişim şart bu yaşamda; dinlenmek, ruhu beslemek, kişiliği zenginleştirmek olsa da olur olmasa da…
Ellerimin plaza sıvı sabunlarından değil topraktan çatladığı, ciğerlerime egzoz yerine çam kokusu dolduğu, meyve sebzelerimi market kasasından değil de dalından topraktan topladığım, güneşle yatıp güneşle uyandığım, sadece ekmeğin mayası tutmadığında ya da tavuklar bahçeyi talan ettiğinde sinirleneceğim, pişirdiğimi komşumla paylaşacağım, dakikaların saat gibi ilerlediği sakin ve yavaş, özlemlerin bu kadar yoğun olmadığı bir yaşam diliyorum kendime ve aileme…